NEDEN DEMOKRASİ MASASI? 13 Temmuz 2015

Hepimizin bir arada oturabileceği bir masa düşünelim. Yüz yüze bakıp her şeyi konuşabileceğimiz bir masa. Bu masaya “demokrasi masası” diyelim.

Davete ne hacet! Masanın asıl sahibi sensin, benim; hepimiziz. Tüm vatandaşlar bir aradayız. Masada, farklılıklarımızla ve eşit koşullarda oturabilmek hepimizin hakkı.

Bir kalabalık bir kalabalık… Sesimizin duyulmasını istiyorsak, farklılıklarımızdan korkmayacağız. Üç kere dinleyip bir kere anlattığımızda, kendiliğinden buluşmuş olacağız. Sözleştiğimiz noktalar, bir aradalığımızın kuralları; yani anayasamız olacak. Anayasa, hepimizin hikayesini anlatacak.

Masamızın zemini anayasa olsun. Anayasamızın ayakları yere o kadar sağlam bassın ki, hikayelerimizin ağırlığını, kalabalığımızın çeşitliliğini kaldırabilsin.

Kim taşıyacak bu masayı? Mecliste yasaları yapan milletvekilleri. Yasaları yürürlüğe koyan hükümet ve cumhurbaşkanı. Yasaları yorumlayan mahkemeler. Bizi haberdar eden medya. Ve elbette sivil toplum ve taleplerimizin sesi olan sivil toplum kuruluşları.

Ayaklardan birine çok yüklenilirse ne olur? Dengesini kaybetmiş bir masada nasıl huzur bulunur? Basit bir iş bölümü yaparsak, olur: Yasama, yürütme, yargı organları; medya ve sivil toplum kuruluşları masayı taşıyanlar olarak, yükleri eşitçe paylaşsın. Hiçbiri kaldırabileceğinden fazla yük sırtlanmasın, başkasının yükünü kaldırmaya da kalkışmasın. Herkes görevinin, vatandaşın hak ve özgürlüklerini el üstünde tutmak olduğunu daima hatırlasın.

En güçlü anayasa, ayakları yere sağlam basandır. Bunun için masada oturanlara büyük görev düşer. Vatandaşlar olarak bizlerin, haklarımız kadar sorumluluklarımıza da sahip çıkmamız gerekiyor. İşler ancak soran, sorgulayan, denetleyen olursak düzelecek.

Adalet ve güven duygusu, hepimiz, hem denetlenen hem de denetleyen olduğumuzu hatırladığımızda yerleşecek. O zaman yasalar kağıt üstünde kalmayacak ve herkes için işleyecek. Başka hiçbir güce boyun eğilmeyecek çünkü herkes hukukun üstünlüğüne güvenecek. İşte bu adalet’tir.

Demokrasi masasında herkese yetecek kadar yer var fakat kimsenin hakları sınırsız değil. Masaya yeni biri otururken, diğerleri de ona yer açmak için sandalyelerini düzeltecek. İşte bu eşitlik’tir.

Bu masada göz göze bakıp her şeyi anlatabiliriz. Yeri gelince çekinmeden hesap sorar, yeri gelince de dürüstçe hesap veririz. Birbirimizi karşılıklı kontrol eder, güçlendiririz. Gizli saklı olmadan konuşmaya şeffaflık deriz.

Kimse gücünü kötüye kullanamaz çünkü bir gücü, başka bir güç denetler.

İşte bu denge’yi getirir. Bu masa düzenine ‘Denge Denetleme’ denir.

“Denge ve Denetleme” düzeni anayasada yazarsa, bir aradalığımızın kurallarından biri olursa, demokrasi masası işler. Ama anayasada yazması yetmez; benimsenmesi, sindirilmesi gerekir. İşte bu da hepimizin oluşturacağı sivil bir kültür demektir.

Türkiye’de böyle bir masa var mı? Biz, “neden olmasın?” diyerek yola çıktık. Bu masayı, iş bölümü içinde hep birlikte kuralım istedik. 

Egemenliğin vatandaşlara ait olduğu, hakların hukukun üstünlüğü ile korunduğu ve net bir kuvvetler ayrılığı içeren yeni bir anayasa şarttır, dedik.

Meclisin yasama ve denetim kapasitesini güçlendiren, yargı ve medyanın bağımsızlığını sağlayan, demokratik bir siyasi parti ve seçim sistemini destekleyen, güçlü bir sivil toplum inşasına imkan veren yasal ve kurumsal reformları talep ettik.

Katılım, şeffaflık, karşılıklı saygı ve çoğulculuğu temel alarak yerelden ulusala özümsenmiş bir siyasi ve sivil kültür için çalışmaya başladık.

 Bunları mümkün kılacak denge denetleme mekanizmaları ve diyalog süreci ise pusulamız oldu.

Denge ve Denetleme Ağı işte böyle doğdu.