Paranın Lafı Birikiyor, Hikayeye Dönüşüyor: Ordu’da Neler Gördük? 04 Kasım 2015

Dün seçilmek için kampanya yürüten adaylar, bugün milletvekili oldular ve yakında, hayatlarımızı etkileyen yasaların altına imza atacaklar. Dün, kendilerini tanıtmak için harcadıkları paranın nereden geldiğini bilmediğimiz için, yarın iş başına geçtiklerinde vatandaşın mı yoksa bağışçıların mı dertlerine öncelik veriyorlar, denetimini yapamayacağız. 4 farklı partinin belediye başkanlığını yürüttüğü 4 büyükşehirde çıktığımız yolculuk, tam da bunu mesele edip başlamıştı: En başta siyasetçiler, siyasete giden #ParanınLafı nı ederlerse, vatandaşlar olarak bizler de, kimden, ne için ve nasıl hesap soracağımızı biliriz; diyerek Mardin, Ordu, İzmir ve Adana’ya doğru yola çıkmıştık.

Ordu ekibimiz güçlüydü; Kemal Uysal, Bursa E-Gençlik Derneği adına aramızdaydı; Sema Turan Yapıcı, Ev Kadınları Dayanışma ve Kalkındırma Derneği'ni temsilen Adana’dan gelmişti. Karadeniz’deki ev sahiplerimiz, Samsun 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti’nden İsmail Temiz ve Tüm İletişim ve Medya Federasyonu’ndan Şakir Gürel’di.

Ordu’da duyup, izleyip not aldıklarımız; diğer illerde gördüklerimizden çok farklı değildi: Seçim kampanyasını yaparken halkın parasını kullanıp kullanmamak, adayların ve partilerin vicdanına bağlıydı. Çünkü belediyenin kaynağını propagandaya harcamak kanuna aykırıydı ama içme suyuna ayrılması gereken paranın seçim bayrağına ayrılmadığının garantisini vermek mümkün değildi. Çünkü bilmiyorduk, çünkü açıklamıyorlardı.

İğneyi başkasına batırıyorsak, çuvaldızı da kendimize doğrultmamız gerekmiyor mu? Evet siyasi partiler ve adaylar gelir ve harcamalarını kamuoyuyla paylaşmıyor ancak sivil toplum kuruluşlarının ya da kanaat önderlerinin de bu konuda yeterince bilinçli olduklarını söylemek mümkün değil. Vatandaşlar ise bu adaletsizlik ve denetimsizlik halini ne yazık ki doğal karşılama eğilimindeler. Mardin’de olduğu gibi, Ordu’da da bizi en çok şaşırtan ve etkileyen gözlemimiz, sanırız bu oldu. Öbür yandan, bu kayıtsızlığı besleyen nedenlerden birinin, denetimle ilgili süreçlerin bizlere uzak kavramlar olarak kalması olduğunu düşünüyoruz. Örneğin Anayasa Mahkemesi, siyasi partileri denetlerken hangi kriterleri kullanıyor, bu sorunun cevabı bizler için, sokaktaki vatandaş için açık değil, anlaşılamıyor. Yine bu süreçlerin hemen sonuç vermemesi, toplumun güven duygusunu sarsıyor; bizleri, farkında olmadan sonuçsuzluğa alıştırıyor.

Ordu, partiler ve kamu kuruluşlarının birer şirket olmadığına, birer şirket gibi yönetilmemeleri gerektiğine katılıyor. Bunun geçekleşmesi için, partilerin mali kaynakları yerel temsilcilikler aracılığıyla tüm ülkede izlensin; paranın kaydının tutulması konusunda partilere ve sivil toplum kuruluşlarına teknik destek verilsin; baraj altında kalan partilere seslerini duyurmaları için hazine yardımı ve medya desteği sağlansın istiyor. Bütün bunlar bir anda olmayacak elbette ama siyasete giden #ParanınLafı nı ettikçe neden mümkün olmasın ki?

İzmir ve Adana’dan aktaracağımız izlenimlerle paranın hikayesini anlatmayı sürdüreceğiz.