Dört Şehir, Çok Laf, Bir Hikaye: Siyasetin Parası Konuşuldu, İlk İzlenimlerimiz Nasıl Oldu? 05 Kasım 2015

Türkiye’de siyasi partilerin demokratikleşmesi konusu tartışılırken, siyasetin ve seçim kampanyalarının finansmanı ve demokratikleşme ile olan ilişkisi hep ihmal edilen bir alan oldu.  Halbuki seçim dönemleri başta olmak üzere, siyasi partilerin mali kaynakları ve yapılan harcamaların şeffaflığının ve hesap verebilirliğinin sağlanması, demokratik siyasetin ana unsurlarından biri olan adil ve eşit rekabetin garanti altına alınması açısından önemlidir. Bunun sağlanması için demokratik ülkelerde siyasetin ve seçim kampanyalarının finansmanın şeffaflığını ve hesap verebilirliğini gözeten yasal düzenlemeler, etik kurallar bulunmaktadır.

Denge ve Denetleme Ağı olarak Türkiye’de ilk defa seçim döneminde siyasi partilere yapılan bağışları ve kamu kaynaklarının kullanımı üzerine Ordu, Adana, Mardin ve İzmir’de bir seçim gözlem ve değerlendirme çalışması yaptık.  Dört farklı siyasi parti temsilcisinin belediye başkanı olduğu bu illerde farklı paydaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirdik. Görüşmeler sonucunda yaptığımız değerlendirmelere ilişkin kapsamlı raporumuz önümüzdeki haftalarda yayınlanacaktır. Seçimlerin hemen ardından ilk gözlem ve değerlendirmelerimiz aşağıdaki gibidir:

 

  • En çarpıcı gözlememiz, yasal olmamasına rağmen, kamu kaynaklarının seçim kampanyaları döneminde yerel yönetimler tarafından kullanılmasının gerek halk tarafından gerekse de yerel yöneticiler tarafından normal karşılanıyor olmasıdır. Kamu kaynaklarının siyasi propaganda için kullanıldığına ilişkin yaygın bir inanç mevcuttur.
  • Vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri arasında konu üzerinde ve bunun gündelik yaşamlarımız üzerine yansıması ve demokratikleşme ile ilişkisi hakkında ciddi bir farkındalık bulunmamaktadır. Şeffaflık ve hesap verebilirliğin talebinin tabandan gelmesi, dillendirilmesi bu alanda atılacak somut adımlar için itici güç olacaktır.
  • Bağışçıların ve bağış miktarlarının var olan koşullarda açıklanmasının uygun olmayacağına, bağış verenlerin siyasi tercihleri yüzünden siyasi baskıya maruz kalabileceklerine ilişkin bir endişe ve kanaat bulunmaktadır. İsimlerin açıklanmasıyla birlikte, kişilerin haklarının korunması için de düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
  • Siyasi partilerin mali açıdan sıkı bir biçimde denetlenmesi gerektiği, var olan durumda Anayasa Mahkemesi tarafından sadece siyasi partiler tarafından sunulan belgeler üzerinden yapılan denetimin yetersiz kaldığı çok sık ifade edilmiştir. Etkin denetim mekanizmaları ve yaptırımların olmamasının keyfiliğe yol açtığı ortadadır.

 

Elde ettiğimiz bilgiler ve yaptığımız çalışma boyunca bizlere verilen görüşler bir kez daha ortaya koymuştur ki, yeni Meclis’in gündeminde siyasetin ve kampanya finansmanını düzenleyecek, şeffaflık ve hesap verebilirliği önceleyecek yasal bir düzenleme olmalıdır.  Seçmenleri doğrudan ilgilendiren bu düzenlemenin hazırlık sürecinde sadece siyasi partileri  değil, farklı paydaşları bir araya getiren katılımcı bir yaklaşım benimsenmelidir. Bağımsız çalışacak etkin denetim organlarının işlevlerinin de tanımlanması gereken bu yasal düzenleme elbette tek başına yeterli olmayacaktır.  Adil ve eşit siyasi rekabetin sağlanmasında sivil toplum örgütleri, medya ve vatandaşlar da sorumluluk üstlenerek, gerek iki seçim arasında gerekse de kampanya dönemlerinde izleme çalışmaları ile kamuoyunu bilgilendirerek şeffaflık taleplerini daha yüksek sesle dile getirmelidirler.