Paranın Lafını Eden Hikaye Tamamlandı: Adana Sonuç Bölümünü Nasıl Yazdı? 05 Kasım 2015

Bu dünya hikayelerin üzerinde dönüyor. Siyasete giden paranın bile bir hikayesi var. Aramızda paranın lafını etmediğimiz bir toplumda, siyasetin parasının hikayesini yazmak çok da kolay olmadı. Ama başardık. Mardin, Ordu ve İzmir’den sonra Adana’da; siyasetin, sivil toplumun, iş çevresinin temsilcileriyle bir araya geldik; yerel yönetimin başında olanlarla konuştuk; şehrin fikir önderlerinin çayını içtik. Farklı görüşleri dinledik; tarafsızca gözlemledik ve değerlendirmeler yaptık. Bu seçimlerde partilere devlet yardımı yapılmadıysa, nereden geliyor bu propaganda parası diye sorduk, bakalım karşılığında nasıl cevaplar bulduk.

Seçimlere günler kala, Adana’da telaşlı bir öğleden sonra... İki arkadaşımız zaten burada yaşıyor, yolu izi biliyor; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Sibel Özgümüş ve Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği’nden Mustafa Çinkılıç, şehirde bize mihmandarlık ediyor. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Adıyaman şubesi adına Selda Tandoğan Demirel ve Diyarbakır İş Kadınları Derneği’nden Esra Aksu, ekibimizin dörtlüsünü tamamlıyor.

Görüştüğümüz hemen herkesin, siyasetin gelir ve harcamalarının açık olmamasından şikayetçi olduklarını görüyoruz. Fakat karşılığında bir çözüm önerisi duyamıyoruz. Bu konu akademik çevrelerce bile üzerinde çok çalışılmayan bir konu; dolayısıyla genel olarak toplumda bir bilgisizlik hakim. 

Siyasi partilerin Hazine yardımından yararlanmasına, genel olarak sıcak bakılıyor. Ancak partiler kendi öz güçleriyle ayakta dururlarsa, daha sağlıklı ve kalıcı mücadele ederler, diyenler de var. Bu seçim döneminde devlet yardımı olmadığı için parti adaylarının bir araya gelerek bir havuz oluşturduğu ve harcamaların bu havuzdan yapıldığı ifade ediliyor.

Siyasi partilere bağış yapanların, yaptırım kaygısı ile bunları kayıtlarında gösteremediklerini; mali denetim, devletin maliyesi yerine uluslararası akredite edilmiş bağımsız şirketler tarafından yapılırsa, daha iyi sonuçlar alınacağını iddia edenler var. Siyasi partileri denetleyecek organ olarak ise, Anayasa Mahkemesi’nin yetersiz kaldığını, iyi yapılanmış bir Sayıştay denetimin şart olduğunu dile getirenleri de dinliyoruz.

Partilere yapılan bağış ve yardımlarda bir üst sınır olması gerektiği genel olarak kabul ediliyor ancak, ‘Kişilerin parası varsa dilediği gibi harcayabilirler. Önemli olan sınırlama değil bağışların şeffaf ve kaynakların meşru olmasıdır’ diyenler de mevcut.

Adana’da masasında oturduğumuz herkes, kamu kaynaklarının seçimlerde kullanıldığını düşünüyor ama bu durum soruşturulsa bile, bir sonuca varılamayacağından çok emin. Adanalılar, şeffaflığın, açıklığın denetimin gerekliliğini ve faydasını onaylıyorlar fakat siyasetin ve toplumun konumu itibarıyla, bunların hayata geçemeyeceğine inanıyorlar. Siyasetin parasının hikayesine başlığı attıran da bu oluyor: Ziyaret ettiğimiz tüm illerde rastladığımız bir güvensizlik duygusu... Bu güvensizlik duygusunun, her türlü bilgi eksikliği ve bilinçsizlikten daha tehlikeli olduğunu fark ediyoruz. Adana’dan ayrılırken hepimizin kafasında bu var.