Prof. Dr. Levent Köker: Anayasal Denge ve Denetleme Mekanizmaları için Ölçütler

Aşağıdaki bileşenlere sahip bir anayasa kuvvetler ayrılığı ve denge ve denetleme açısından yeterli koşullara sahiptir.

 

  1. Herkes, özel ve kamusal kurum ve tüzel kişiler, devlet dahil, hukuk önünde hesap verme konumundadırlar.

 

Örnek 1: 1982 Anayasası’na göre idarenin (devletin) “her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”

İstisnalar: (2010 Anayasa değişiklikleriyle istisnaların kapsamı daraltılmıştır)

  • Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler. Bu sorunlu çünkü bunların hangi işlemler olduğu açıkça belirtilmemiş. Oysa istinaların açıkça sayılması gerekirdi.
  • Yüksek Askeri Şura kararları (terfi ve emekli etme kararları hariç).

 

Örnek 2: Federal Almanya Anayasası hiçbir istisna getirmeksizin devletin tüm eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu yargı denetime tâbi tutmaktadır. Devletin idarî eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun kriterlerini somut olarak belirleyen bir idarî usûl kanunu da 1977’den beri uygulanmaktadır.

 

Temel Sorun: İdarenin (merkezi ve yerinden yönetim birimlerinin) eylem ve işlemlerinin tâbi olacağı bir idarî usûl kanununun bulunmaması.

 

  1. İnsan hakları ve özgürlükleri, uluslararası norm ve andlaşmalara uygun olarak, garanti altına alınır.

 

Örnek 1: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi uluslararası insan hakları anlaşmalara kanunların üzerinde bir statü vermiştir.

 

Örnek 2: 1958 tarihli Fransa Anayasası, insan hakları ve özgürlüklerini ayrı bir katalog halinde düzenlemeyip sadece Başlangıç (Preamble) bölümünde insan haklarına bağlılık vurgusu yapmakla yetinmektedir.

 

Temel Sorun: Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen uygulamada büyük çoğunlukla bu hükme aykırı kararlar verilmeye devam edilmektedir.

 

 

  1. Devlet otoritesi, yasama, yürütme ve yargı organları arasında görece eşit ölçülerde paylaştırılır.

 

Örnek 1: Parlâmenter sistemde yürütme yasama organının içinde çıkar ve yasamaya karşı sorumludur, yasama organı tarafından düşürülebilir. Devlet başkanının yetkileri ise semboliktir. Türkiye, 1982 Anayasası ile parlamenter sistemi benimsemiştir.Buna karşılık, parlâmenter sisteme uygun olmayan ölçüde, yasama, yürütme ve yargı alanlarında güçlü yetkileri olan ve buna karşılık sorumluluğu da bulunmayan bir Cumhurbaşkanlığı makamının varlığı sorunludur.

 

Örnek 2: Klâsik parlâmenter sistemin tipik örneklerinden Federal Almanya’da Cumhurbaşkanı’nın sembolik yetkilere sâhip olduğunu görmekteyiz. Buna karşılık yarı-başkanlık sistemine sahip Fransa’da Cumhurbaşkanı, yürütme organının Başbakan’la birlikte diğer unsuru olarak yasama ve yürütme alanlarında yetkili ve sorumlu bir makam olarak düzenlendiğini görüyoruz.

 

Örnek 3: Başkanlık sisteminin tipik örneği olan ABD’nde ise yasama ve yürütme organları halk tarafından birbirinden ayrı olarak ve farklı seçim dönemlerinde yapılan seçimlerle doğrudan seçilmekte, yürütme tek başına Başkan’da bulunmakta, Başkan’ın pek çok icraatı iki bölümlü yasama organının bir kanadı olan Senato’nun onayına tabi bulunmaktadır.

 

Temel Sorun: Yargı bağımsızlığı konusunda her sistem kendine özgü farklı yapılara sahip olmakla birlikte, şu iki nokta özellikle öne çıkmaktadır:

Yargıçların atanmaları ve diğer özlük işleri siyasi sorumluluğu bulunan “parlamento” veya “Başkan” gibi makamlara verilmiş olup, bu durum yargının demokratik meşruiyet ile bağlantısını tesis etmektedir. Buna ek olarak yargının dar anlamda siyasi etkilerden bağımsızlığını sağlamak için yasama veya yürütme organlarının etki ve müdahalelerine kapalı bir tarzda işlemesi temin edilmiş bulunmaktadır. Türkiye bu bakımdan, diğer örneklere göre, yürütme organının etkisinde bir yargı organı oluşumuna sahip olan ve dolayısıyla yargı bağımsızlığı konusunda sorun yaşayan bir ülke durumunda görünmektedir.

 

 

  1. Her kuvvet diğerinden bağımsızdır ve kendine has yetkilere sahiptir: Yasama organı yasa çıkarma gücüne; Yürütme organı yasaların uygulanması gücüne; Yargı organı ise bu yasaları yorumlama ve yasayı ihlal edilmesi durumlarında karar verme gücüne sahiptir.

 

Örnek 1: Yargı özel hukuk alanında gerektiğinde hukuk yaratma işlevine sahiptir. Ancak kamu hukuku alanlarında bu mümkün değildir. Anayasa ve idare hukuku alanlarında yargı, bir yasama veya idare tasarrufunun hukuka uygunluğunu denetleme yetkisine sahiptir. Türkiye Anayasası ve idari yargılama mevzuatı açıkça Anayasa Mahkemesi’nin ve idari yargının kendilerinin kanun koyucu veya idari otorite gibi davranamayacaklarını düzenlemiştir.

 

Örnek 2: Türkiye’de olduğu gibi, kanunîlik ilkesinin geçerli olduğu Kıt’a Avrupası ülkelerinde de durum aynıdır ama Türkiye Anayasası ve idarî yargı mevzuatındaki gibi açık düzenlemelere özellikle yerleşik demokrasilerde rastlanmamaktadır.

 

Temel Sorun: Türkiye’de yargı işlevini yasama ve yürütme organlarının yetki alanlarına girmeme yönünde açık düzenlemeler olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin ve idari yargının sık sık yargı işlevinin sınırlarını aşarak davrandıkları görülmektedir. Buna karşılık yargının yetki sınırları konusunda açık düzenlemelerin bulunmadığı yerleşik Avrupa demokrasilerinde yargının kendi yetki alanını aşan davranışlarına hemen hemen hiç rastlanmamaktadır. Tipik örnek, Alman Anayasa Mahkemesi’nin “anayasa değişikliklerinin anayasaya uygunluğunu esastan inceleme yetkisine sahip olduğu” kararına rağmen bu yetkisini şimdiye kadar hiç kullanmamış olması, buna karşılık Türkiye’de AYM’nin anayasa değişikliklerini esastan inceleme yetkisi olmadığı kuralına rağmen kritik konularda bu sınırı yok sayıp siyaset (yasama) alanına müdahalede bulunduğu görülmektedir.

 

  1. Her organ, diğer organların faaliyetlerini inceleme ve gerekli durumlarda, anayasal yetkilerini kullanarak, söz konusu faaliyetleri kısıtlama hakkına ve sorumluluğuna sahiptir.

 

Örnek 1: Parlamenter sistemin benimsendiği ülkelerde yürütme organı yasama organı tarafından siyasi, yargı organı tarafından da hukuki denetime tabidir. Gensoru, soru, meclis araştırması ve soruşturması gibi yollar parlamentonun yürütme organını denetiminde önemli araçlardır. Türkiye’de sorun, tek parti çoğunluğunda bu denetim mekanizmalarının işlememesidir.

 

Bunun yanında yasama organının tasarrufları AYM, yürütme organıın tasarrufları da Danıştay tarafından hukuki denetime tabidir. Türkiye’deki bu düzen Fransa ve Federal Almanya başta olmak üzere pek çok Kıta Avrupası ülkesiyle paraleldir.

 

Örnek 2: ABD örneğinde yürütme organı (Başkan), bütçe, yüksek mahkeme yargıçlarının ve bakanların (sekreterlerin) atanması gibi kritik icrai konularda yasama ogranının bir bölümünün (Senato) onayına bağlı olarak denetim altında tutulmakta ve istisnai bir durum olarak yine Senato tarafından yargılanabilmektedir (impeachment). ABD sisteminde Federal Yüksek Mahkeme’nin yasama ve yürütme organları üzerinde bağımsız ve etkili bir hukuki denetim işlevi gördüğü de bilinmektedir.

 

Temel Sorun: Parlamenter sistemin tipik özelliği olarak Türkiye’de de Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğu benimsenmiştir. Sorun, sorumsuz Cumhurbaşkanı’na tanınan önemli yetkilerle ilgilidir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı bazılarını tek başına kullanabildiği bu yetkilerine uygun ölçüde sorumlu tutulamadığı için sistem sorunu oluşmaktadır.

 

 

  1. Her organın yetkilileri aşamalı aralıklarla ve farklı prosedürlerle, kısmen farklı seçmenler tarafından seçilir.

 

Örnek 1: Parlamenter sistemde yasama organı seçimle oluştuktan sonra yürütme organı parlamento içinden çıkar ve parlamentonun güvenoyu ile tam anlamıyla kurulmuş olur. Yarı-başkanlık sisteminde de aynı durum söz konusudur, sadece yürütmenin bakanlar kurulu yanındaki diğer başı olan cumhurbaşkanı ayrı bir seçimle halk tarafından doğrudan seçilir ve parlamento seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimleri farklı dönemlerde yapılır. Denge ve denetleme sistemi bakımından özel önemi bulunan AYM söz konusu olduğunda bu mahkemenin oluşumunda Federal Almanya sistemi tüm üyelerin parlamento tarafından özel (2/3) çoğunlukla seçilmesini öngörmekteyken, Türkiye’de ağırlık yürütme organının iki başından biri olan Cumhurbaşkanı’na tanınmıştır.

 

Örnek 2: Başkanlık sisteminde yasama (çoğu kez ABD’deki gibi iki meclisli olup) ile yürütme (Başkan) farklı dönemlerde yapılan ayrı seçimlerle oluşur. Yargı organı (burada özel önemi olan ABD Federal Yüksek Mahkemesi), Başkan tarafından Senato’nun onayıyla atanan üyelerden meydana gelir. Federal Yüksek Mahkeme üyelerinin yaşam boyu görev yapabilmeleri, onlara kendilerini atayan Başkan ve Senato karşısında, özellikle siyasi eğilimler söz konusu olduğunda, önemli ölçüde bağımsızlık sağlamaktadır.

 

  1. Yönetim sorumlulukları ve kaynaklar, federal veya siyaseten adem-i merkeziyetçi bir sistemle, alt yönetim kademelerine devredilir.

 

Örnek 1: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 123. maddesi idare bütünlüğüne atıf yaparak, 127. maddesinde de merkezî idarenin yerinden yönetim üzerinde vesâyet denetimini öngörmek sûretiyle, adem-i merkeziyetçiliğin kurulmasını zorlaştırmaktadır.

 

Örnek 2: Federal sistemle yönetilen Arjantin’de eyaletlerin kendi siyasi ve idari yetkilerinin yanı sıra, uluslararası anlaşma yapma ve uygulama yetkisi de bulunuyor.

 

Örnek 3: Üniter yapıya sahip olan Avrupa demokrasileri arasında AB bağlamında ağırlık kazanan eğilim üniter yapıyı korumakla birlikte adem-i merkeziyetçiliği öne çıkarmak ve yasama yetkisine sahip bölge idareleri kurmak yönündedir. Fransa, İtalya ve tipik bir üniter-bölgeli devlet olan İspanya örnekleri hemen zikredilmelidir.

 

Temel Sorun: 1982 Anayasası’ndaki “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” ifâdesi, yüksek yargı organlarınca Anayasa’nın üniter devlet” yapısını öngördüğü ve bunun değiştirilemez hüküm olduğu biçiminde yorumlanması ve bu yorum temelinde çağdaş demokratik ölçülere uygun “adem-i merkeziyetçi” reformların anayasal temelinin olmadığının düşünülmesi.

 

  1. Seçim sistemi, her vatandaşın özgürce katılımını ve farklı siyasi görüşlerin serbestçe rekabet edebilmesini sağlayacak şekilde düzenlenir.

 

Örnek 1: Türkiye’deki seçim sistemi, %10 seçim barajının varlığı sebebiyle, bu ölçütü karşılayamamaktadır.

 

Örnek 2: Avrupa Birliği ülkeleri arasında seçim barajı %3 ve %5 arasında değişmektedir.

 

Temel Sorun: %10’luk seçim barajıdır.

 

  1. Resmi bilgiye erişim hakkı güvenceye alınır.

 

Örnek 1: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sırbistan İstihbarat Kurumu’nun bir Sivil Toplum Kuruluşu’nun elektronik gözetim ile ilgili erişim hakkı talebini reddetmesi üzerine açılan davada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne referansla söz konusu STK’yı haklı buldu. Karara göre, bilgiye erişim hakkının ulusal düzeyde, olabilecek en az istisna ile uygulanması gerektiği belirtildi.

 

Örnek 2: Avrupa Birliği üye ülkesi olan İspanya’da bilgiye erişim anayasal hak olarak güvence altına alınmış değil. Parlamento’nun görüşmekte olduğu ‘şeffaflık yasası’ ise bilgiye erişim hakkını temel insan haklarından biri olarak tanımlamadığı için amacına ulaşma ihtimali sınırlı.

 

  1. Karar alma süreçlerine katılım hakkı güvenceye alınır. 

Örnek 1: Türkiye Anayasası’nda karar alma süreçlerine katılım hakkı açıkça güvence altına alınmamıştır. Buna ek olarak, katılım hakkının en somut alanları olan ifade, örgütlenme ve toplanma ve gösteri hakkı önünde AİHS’yle çatışan düzenleme ve uygulamalar mevcuttur.

Örnek 2: Karar alma süreçlerine katılım hakkı diye özel bir hak kategorisi açıkça belirtilmemekle birlikte AB üyesi ülkelerde hem AİHS ve hem de BM Medeni ve Siyasi Haklar sistemi norm ve uygulama olarak büyük ölçüde benimsenmiş ve yerleşik düzenin bir parçası olmuştur.

 

*Prof. Dr. Levent Köker