Basın ve İfade Özgürlüğü Olmadan Denge ve Denetleme Olmaz!

10 Ocak 2016 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül yaptıkları bir haber nedeniyle tutuklu olarak yargılanıyorlar. Onlarla birlikte şu anda cezaevinde tutuklu ve hükümlü 31 gazeteci bulunuyor. Son bir yılda ise tutuklanan gazeteci sayısı dört kat arttı. Denge ve Denetleme Ağı olarak ülkede tutuklu gazeteci sayısının her geçen gün arttığı bu süreci kaygıyla takip ediyoruz. Denge ve denetleme sisteminin asli unsurlarından biri olan medyanın bu işlevini yerine getirmesi için özgür bir ortamın oluşması gerektiğini vurguluyoruz.

Medya, yasama, yürütme, yargı ve sivil toplum ile birlikte denge ve denetleme sisteminin vazgeçilmez beş unsurundan birini oluşturur. Toplumun tarafsız ve doğru haber alma hakkı konusunda görev ve sorumluluk sahibi olan medya aynı zamanda kamu kaynağı ve yetkisinin kamu yararına kullanılıp kullanılmadığını denetleme görevini yürütür.

Ayrıca bir toplumda demokrasinin kök salmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri basın ve ifade özgürlüğüdür. Bu özgürlük düşüncelerin özgürce ifade edilmesini, haberlere özgür şekilde erişebilmeyi ve medyanın bağımsızlığını kapsar ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi de dahil olmak üzere Türkiye’nin de tarafı olduğu birçok uluslararası sözleşme tarafından güvence altına alınmıştır. Tutuklanan gazeteci sayısının her geçen gün artması ise medyada ifade özgürlüğünün değil otosansürün asıl hale gelmesine neden olur. Medyanın sesi kısılmış, yurttaşlar körleştirilmiş ve sağırlaştırılmış olur.

Basın ve ifade özgürlüğünün aslî unsurlarından biri olan medya bağımsızlığının önündeki en büyük engel ise Türkiye’de medya sahipliğinin yapısıdır. Türkiye’de medya sahipliği geçmişten bugüne her zaman tekelleşme ve iktidar ile yakın ilişki içinde olma eğilimindeydi; askeri ve/veya sivil iktidarlar her zaman medyayı kontrol ve denetim altındaya tutmaya çalıştı. Medya kuruluşu sahiplerinin basın sektörü ile birlikte pek çok başka alanda da faaliyet göstermesi, medya patronlarının kamu ihalelerine katılmasının serbest bırakılması, medya kuruluşlarına el konularak sahiplerinin ve yönetimlerinin değiştirilmesi gibi uygulamalar medyanın sürekli iktidarın baskısı altında ve medya patronlarının iktidarla kurduğu patronaj ilişkileri çerçevesinde faaliyet göstermesine neden oluyor. Bu durumdan en çok etkilenen ise hem iktidar hem de medya patronları karşısında güçsüz durumda olan gazetecilik mesleği oluyor. Çünkü gazeteciler var olan bu siyasi ve ekonomik baskı ortamında son derece kırılgan durumda ve güvencesiz koşullarda çalışıyorlar. Medyada sendikalılık oranı ise sadece (tüm sendikalar toplam) %2,5 düzeyinde.

Bu manzara, gazetecilerin tutuklanıyor olması ile birlikte Türkiye’de medya sektöründe şu an yaşanan sorunlara yol açan çok daha temel, geçmişten bu yana varlığını devam ettirmiş olan, köklü problemleri olduğuna ve bunların acilen ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

  • Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere gazetecilik faaliyetlerini suç kapsamına sokmaya olanak veren kanunlar acilen değiştirilmelidir.
  • Otosansürün başlıca nedeni siyasi baskının yanı sıra medya patronlarının başka alanlarındaki yatırımları nedeniyle hükümete yakın olmaları ve habercilikten ziyade bu yatırımlarını korumayı önemsemeleridir. Medya sahipliğinde ve kamu ihalelerinin verilmesi sürecinde şeffaf ve adil bir düzenleme yapılmalı ve uygulanmalıdır.
  • Gazeteciler, hem özlük haklarını hem de mesleklerini ve güvenilirliklerini korumak için sendikal örgütlenmeye daha çok önem vermelidir.